Orada bir köy vardı; kırmızı kiremitli çatılarıyla, duman tüten bacalarıyla. Karaburun'un Sazak köyü

Eşyalarından, kapı, pencerelerine ve çatısına kadar soyulmuş, çıplak duvarların üzerinde kalmış köydeki tüm evler; sanki elbiseler gitmiş iç çamaşırlarıyla bırakılmış gibi, Fethiye'nin Karaköy'ü gibi.

     Karaburun'un köyleri her biri kendine has özellikleriyle otantik, her biri ayrı bir güzellik. Köylerde çok insan yaşamasa da günü birlik gezilerimizde tercihimiz eski köylerin bulunduğu güzergah. Mutlaka bir köy kahvesine uğrarız çayımızı yudumlarız, sohbet edecek birilerini bulabilirsek eski yaşamlardan sohbetler dinleriz, bazen hüzünlenir, bazen de düşündürüz bizi bu sohbetler. O kadar çok öyküler var ki bu köylerde; hangisini yazmaya kalksam mübadeleye kadar uzanıp gidiyor. Zaten mübadele denilince acı dolu yılllar geliyor insanın aklına. Yunanca konuşan Türk, Türkiye'ye, Türkçe konuşan Yunan, Yunanistan'a karşılıklı olarak o kadar çile çekmişler ki uyum sağlayana kadar, yeni dili öğrenene, alışana kadar. Dışlanmışlar, ötekileştirilmişler, konuşmamışlar, selam bile vermemişler mübadele ile gelen insanlara.


     Sofrada kalan kahvaltılıklar
     Bunları dinledikçe hüzünlenmemek elde değil, insanın içi sızlıyor. Ayvalık, Cunda'da anlatılan bir öykü vardı mübadele sırasında, o öyküyü dinlediğimde dakikalarca kendime gelememiştim; apar topar insanlar gemilere, teknelere bindirilmiş. Sabah kahvaltısına hazırlanan bir aile, kahvaltı edecek bir zaman bile bulamamış. Peynirler, sıcacık fırından çıkmış üstünde buharı tüten ekmekler, ev yapımı tereyağlar, haşlanmış yumurtalar, reçeller, yeni demlenmiş çaylar sofrada kalakalmış; bir lokma yiyemeden çekip gitmişler karşı adalara... Gel de hüzünlenme gel de için sızlamasın.


     Bir mübadele öyküsü de Karaburun'un Sazak köyünden
     Sazak köyü, bir mübadelenin ardından köyde yaşayan insanların başına gelenler. Mübadeleyle birlikte Rumlar köyü terk edince. Sakız ve Midilli adalarına göç etmek zorunda kalınca yeni bir öykü, yeni bir hüzün ve acı dolu yıllar. Sazak köyünün gerçek sahipleri yıllardır yaşadıkları köylerinden ayrılır ayrılmaz neler olmuş. Bunu da köydeki bir kahvede dinliyoruz, köylülerden, o yıllardan aktarılarak bugünlere kadar gelen sohbetlerden.


     Hayalet köy adı hiç yakışmıyor
     Eşyalarından, kapı, pencerelerine ve çatısına kadar soyulmuş, çıplak duvarların üzerinde kalmış köydeki tüm evler; sanki elbiseler gitmiş iç çamaşırlarıyla bırakılmış gibi, Fethiye'nin Karaköy'ü gibi... Sazak köyü ıssız, sessiz ve sakin bekliyor, civar köylerde yaşayanlar ve yol üzerinden gelip geçenler uzaktan baktıklarında bir isim yakıştırmışlar Sazak köyüne “Hayalet Köy” diye, ama bence bu isim hiç yakışmıyor Sazak köyüne. Neden hayalet olsun ki, ne yaşanmışlıklar var o köyde değil mi? Göçüp gidenlerin yakınlarından dinlemek gerek!


     Sazak köyünde şans kapıyı çalarsa eğer; Yunan adalarındaki gözde turizm merkezleri olan benzer köyler gibi neden olmasın? Köyde; butik oteller, minik bakkallar, hediyelik eşya satan mekanlar, kahvehaneler, lokantalar, pastaneler neden olmasın? Bence o günler de gelecek. Sazak köyünün hemen karşısındaki Sakız ve Midilli adalarında antik köyler pek revaçta. Turistlerin uğrak noktaları arasında yer alan Sakız adasının ortaçağ köyleri Mesta, Olympoi, Pirgi, Anavatos ve Avgonima olacağı günleri görmek en büyük dileğim. Bu dileğimin bir gün yaşama geçirileceği inancını hiç yetirmedim. Sazak köyündeki boş duvarlar, yok olup gitmiş çatılar, kırmızı kiremitlerle cicili bicili bir giydirilse tepeden tırnağa, pek de güzel olur.


     Karaburun Sazak köyünün adını bilmeyenlere hatırlatalım. Türkiye ile Birinci Dünya Savaşı'nın galibi olan devletler arasında imzalanan Lozan Antlaşması'nda iki ülke arasında karşılıklı nüfus mübadelesinin yapılmasını karara bağlamış. Türk ve Rum nüfusun karşılıklı mübadelesi 1923-1930 yılları arasında gerçekleştirilmiş. Mübadelede Rumlar tarafından boşaltılan ve aradan geçen yıllarda harabe haline gelen Sazak köyünün bağlarında tadına doyum olmayan damak çatlatan lezzetli şarapların ve pekmezlerin üretildiği bu köyde Rumlar razaki üzüm yetiştirirmiş. Çevrede ne kadar kasaba köy varsa ahalisi buradan şarap ve pekmez satın alırmış.
     1923 yılında Fethiye Kaya köyünde yaşananlar, Sazak köyünün de başına gelmiş… Karşılıklı mübadele anlaşmasıyla topraklarından sürülmüşler; kimi Sakız adasına, kimi de Midilli adasına göçmüş, ama akılları hep burada kalmış! Bir gün döneriz ümidiyle terk etmişler topraklarını. Dile kolay 101 yıl geride kalmış anılarıyla birlikte. Göç ile birlikte çevre köylerde yaşayanlar binaların işe yarayan ahşap kapı, pencere, kiremit ve çatılarını birer ikişer söküp götürünce, ortaya hayalet bir köy çıkmış. Benzerleri Sakız adasında bulunan hayalet köyleri gezdim, hatta ortaçağdan kalan köyleri ilgiyle dolaştım. Hepsi birer turizm cennetine dönüştürülmüş. Restorasyondan geçirilmiş, özel dokusunu bozmadan pırıl pırıl köyler yaratmışlar, bahçelerine kafeteryalar yerleştirmişler, butik oteller yaratmışlar.


     “Sazak’ın Dikenleri” belgeselini hazırlayan araştırmacı, tarihçi yazar Gökhan Akçura, bakın neler yazmış Sazak köyü ile ilgili:
     "Sazak, Türkiye'nin Ege kıyılarında İzmir şehrinin Karaburun ilçesinde yer alan 1923 yılında diğerleriyle birlikte boşaltılan bir Rum dağ köyü. Zamanında bağlarında lezzetli şaraplar ve pekmezler üretmek için razaki üzümleri yetiştiren bu köyün ve çevre köylerin Rum sakinleri, aslında en az geride kalanlar kadar bu toprakların sahibi olsalar da, İzmir'i işgal eden Yunan ordusuyla bir sayıldılar, Karaburun koylarından denize dökülüp, öldürülüp, sürüldüler; arkalarından köyleri talan edildi. O günden bu yana, yani tam 101 yıldır, yer aldığı sarp yamaçta, güçlü rüzgarlara, Midilli ve Sakız adalarına yüzü dönük, hala ayakta kalan taş evleri ve eşsiz siluetiyle ıssız, yalnız ve korumasız bekler Sazak..." Hüzünlü bir anlatım değil mi? Bazen gerçekler acıdır, hüzün verir, yaralar ama gerçektir...


      Eski Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa’nın girişimi
     Dönemin Karaburun Belediye Başkanı Serdar Yasa, Sazak köyünün bir turizm değeri haline getirilmesi için AB/Unıcef aracılığıyla Sazak köyü projesi hazırlatmış ve proje yine dönemin İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'na teslim edilmiş. Bu arada Serdar Yasa, Sazak köyünde yaşayan Rumların torunlarından bazılarını Yunanistan'ın Vartelemeos kentinde bulmuş ve konuşmuş. Onlara şöyle bir teklif götürmüş; yıkık evlerden kendilerine ait olanlarını restore ettirip değerlendirmeleri istenmiş. Eğer İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Karaburun Belediyesi’nin de girişimleriyle harekete geçirilirse Sazak köyü, deniz manzarası, tertemiz havasıyla yeniden canlı günlerine dönecek. Ben hala iyi niyetle böyle bir projenin yaşama geçeceği günleri sabırla bekliyorum. Sazak köyünün çatısız yapıları da ıssız, sessiz ve sakin bekliyor, hayalet köy adı ona hiç yakışmıyor. Tekrar ediyorum; Yunan adalarında gözde turizm merkezlerinin benzeri köyler gibi olacağı günler de gelecek. Ne diyelim, Sazak köyünün de hemen karşısındaki Sakız adasında turistlerin uğrak yerleri arasında yer alan ortaçağ köyleri Mesta, Olympoi, Pirgi, Anavatos ve Avgonima gibi olacağı günleri görmek dileğiyle…

     Günümüzde Sazak Köyü
     Karaburun’un Sazak köyü, İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü tarafından ‘Kentsel Sit Alanı’ olarak ilan edilerek şimdilik koruma şemsiyesi altına alındı. Eğer yaşama geçirilirse; koruma planı ve restorasyon sonrası, köyün turizme kazandırılması hedefleniyor. Günümüzde, köyün harabe halindeki yapıları ve doğal güzellikleri, özellikle yaz aylarında, köyün eski sakinlerinin torunları tarafından ziyaret ediliyor. Yolunuzu mutlaka Karaburun’a düşürün derim. Sazak Köyü’nün toprak ve taşla karışık sokaklarında dolaşın, çatıları olmasa da duvarları dimdik ayakta duran binaların içine bir göz atın. Yüz yıl öncesindeki yaşamı hayal edin, bacası tüten evleri ve içindeki yaşamı düşleyin; acısıyla tatlısıyla yaşananları gözünüzün önüne getirin.