Bayramlar, birlik ve beraberliğin, dostluğun ve dayanışmanın en anlamlı günleri olmalı.
Yarın bayram ama ülke adeta bir kaosun içinde.
Bayram sofralarının neşesi yerini endişeye, bayram ziyaretlerinin coşkusu yerini umutsuz bekleyişlere bırakmış.
Ekonomik sıkıntılar, artan hayat pahalılığı, geçim derdi ve geleceğe dair belirsizlikler, bayramın o eski sıcaklığını gölgede bırakıyor.
Tatil dokuz gün!
Evet, resmi olarak bayram tatili dokuz gün ilan edildi. Peki, kaç kişi bu tatili gerçekten tatil gibi yaşayabilecek?
Kaç emekli torunlarına harçlık verecek gücü bulabilecek?
Kaç genç, işsizlikle boğuşurken tatilin keyfini sürebilecek?
İnsanlar temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, tatil yapmanın lüksü kime nasip olacak?
Gençler ayakta!
Haklarını istiyor, geleceğe dair umutlarını kaybetmek istemiyorlar.
Sokaklar, meydanlar onların sesiyle dolup taşıyor. Çünkü onlar; sadece hayatta kalmak değil, yaşamak da istiyor.
Onlar; hayallerini çaldırmak istemiyor. Onlar; 'Bayramınız kutlu olsun' cümlesinin içini dolduracak bir hayatı hak ettiklerini biliyorlar.
Emekliler...
Bir ömür çalıştılar, ürettiler, ülkeye emek verdiler.
Şimdi ise pazar alışverişlerini bile kısıtlı yapmak zorundalar.
Şeker Bayramı’nın en büyük sembollerinden biri olan şekeri almak için bile uzun uzun hesap etümek zorundalar.
Torunlarına harçlık verememenin mahcubiyetini yaşayan dedeler ve nineler, eski bayramların anısıyla avunuyorlar.
Ve biz...
Bayramları coşkuyla karşılamak isterken, içimizde büyüyen kaygıyı bastıramıyoruz.
Çünkü bayramlar, sadece tatil ilan etmekle anlam kazanmaz.
Bayramlar, toplumsal barışın, ekonomik refahın, adaletin ve huzurun olduğu bir ülkede gerçekten bayram olur.
GÜNÜN SÖZÜ
Dedeler toruna harçlık verebilirse bayramın tadı başka olur