FATİH ÖZKILINÇ-Seçim sürecinin sona ermesiyle tüm gözler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın oluşturacağı yeni Cumhurbaşkanlığı Kabinesine çevrildi. Yeni döneme ilişkin en çok merak edilen ise ekonomi yönetiminin başına geçecek isimler ve uygulanacak politikalar oluşturuyor. Ekonomi yönetimin başına gelecek isimlere ilişkin günlerdir tahminler yapılırken Ekonomist Prof. Dr. İbrahim Atilla Acar, "Ekonomi yönetiminin başına kim gelirse gelsin, uygulanacak olan ekonomi programı hangi program olursa olsun ama öncelikle halka inandırılması ve anlatılması gerekiyor" dedi.

"EKONOMİ POLİTİKALARI HALKLA YÜRÜR"

Yeni dönemde ekonomi iletişiminin sağlıklı bir şekilde olması gerektiğini kaydeden Acar, "Öncelikle yapılacak olanlarla ilgili halkın doğru bilgilendirilip, güven verilip işe başlanılması gerekiyor. Çünkü halk en küçük bir sarsıntıda dövize yükleniyor, bankadan parasını çekmeye çalışıyor. Ekonomi politikaları hakla birlikte yürür. Tek başına çok iyi bir politika sonuç vermez. Halkın da inanması lazım. Ne yapılacaksa önce iletişimin sağlanıp halkın inandırılması, ikna edilmesi gerekiyor. Acı reçete uygulanacaksa da böyle güzel gidecekse de böyle" dedi. Halka ekonomiye dair güven verilebilmesi için öncelikle güven verebilen bir ekibin gelmesi gerektiğini kaydeden Acar, "Halkın inanıp, güvenebileceği geçmişteki vukuatları sınırlı olan bir ekip gelmeli. Çok fazla halkın gözünden düşmemiş halkın gözünde hala 'Küçük ufak tefek hataları oldu ama onlarda idare edilebilir' diyebileceği bir ekonomi blokunun oluşması gerekiyor" diye konuştu.

YABANCI YATIRIMCI DA GÜVEN BEKLİYOR

Yabancı yatırımcıya da güven verecek bir ekonomi yönetimi ve politikasının olması gerektiğini belirten Acar, "Türkiye'nin sürekli yabancı yatırımcıya ihtiyacı var. Yabancı yatırımcı gelecek ki ülkenin bir takım ekonomik sıkıntılarının üstesinden geleceğiz. Sürekli cari açık veriyoruz, bu açığın bir şekilde kapatılması gerekiyor. İthal ederken ihracat da yapacağız ki kazandığımız parayla mal satın alacağız. Eğer biz mal satın almaya devam ederken ihracat yapamıyorsak bu sefer borçlanmaya gidiyoruz. Yabancı yatırımcıyı ülkeye çekecek yollar bulmaya çalışıyoruz. Yabancı yatırımcıya 'Yatırım yaparsan sana vatandaşlık veririz, vergiden muafiyet veririz' gibi şeyler söylüyoruz. Bunlar yabancı yatırımcının lehine olan şeylerden içerdeki yatırımcının ise aleyhine olan şeyler. Çünkü biz Türk vatandaşı olarak o kadar istisnadan, muafiyetten yararlanamıyoruz ama yabancı döviz getireceği için bir takım muafiyetlerle ülkeye geliyor. Buda kendi vatandaşımızın aleyhine bir durum oluşturuyor. Biz şu anda yabancı yatırımcının parasına ihtiyaç duyduğumuz dönemlerden geçiyoruz. Son 15 yılda yıllık bazda ortalama 15 milyar dolar civarında bir yatırım geldi. Onun için sürekli bizim bu paraya ihtiyacımız var. Dövize ihtiyacımız olduğu için bir şekilde bu parayı yabancı eliyle çekmeye çalışıyoruz. Yabancı yatırımcının ise ülkeye gelirken parasına el konulamayacağına, ticaretini rahatça yapabileceğine, ülkeden istediği zaman çıkıp gidebileceğine inandırılması gerekiyor. Bunun içinde doğru bir ekonomi yönetimi ve bu güvenin verilmesi gerekiyor. Yoksa bizim gibi ülkelerin yabancı yatırımcı açısından en büyük sorunu 'Ya paramıza el koyarlarsa' algısıdır. Yabancı yatırımcı Latin Amerika ile kıyaslayıp 'Oralarda bizim paramıza el koydular, aynı şey Türkiye'de de olur mu?' diye düşünüyor. Bizim rakiplerimizin de desteğiyle oluşabilecek bu tip şayiaları ortadan kaldırmamız gerekiyor. Tüm bunlar yabancı yatırımcının güvenmesiyle ilgili. Bu nedenlerle Türkiye'nin sürdürülebilir bir ekonomi politikası, bir program çerçevesinde hareket ediyor ve plana sadık kalıyor olması lazım" ifadelerini kullandı.